Bazı kitaplar seni, sen kendini anlatacak kelimeleri bulmadan önce anlatır. Randy Deutsch'ün Superusers: Design Technology Specialists and the Future of Practice'i (Routledge, 2019) benim için öyle bir kitap oldu. Mimarlığın içindeki bir grup insanı tarif ediyor: otomatikleştiren, script yazan, herkesin kullandığı araçları kuran tipler. Ve diyor ki bu insanlar hafife alınıyor, elde tutulamıyor, sessiz sedasız mesleğin bir sonraki neslini kuruyor. Ben bu kitabı eleştirmen olarak okumadım. Vaka olarak okudum. Çünkü kitabın anlattığı adam benim, üstelik kitabın sadece "olabilir" dediği o kaçışı çoktan yapmış olan biriyim.
Bir saha mühendisinin Superuser'a dönüştüğü an
Başlangıç hikâyem küçük ve hiç de destansı değil. Tekrar eden binalardan oluşan bir projede saha mühendisiydim. Revit'te modelleme yapmak işim bile değildi. Sırf projeyi daha iyi anlamak, iletişimi düzeltmek, inşa etmeye yardım ettiğim şeyi hissetmek için yapıyordum. Ama tekrar eden bina, tekrar eden iş demek: level'ları tek tek açıp adlandır, grid üret, family'yi baştan yarat, sonra hepsini yeniden isimlendir. Ben de asıl işimden zar zor çaldığım vakitlerde oturup bu tekrarı öldürecek Dynamo script'leri yazdım. Sonra birini LinkedIn'e attım. Gelen ilgi, "asıl" işimin bugüne kadar topladığından fazlaydı. Beni bu alana asıl iten şey, herhangi bir iş tanımı değil, işte o ilgiydi.
Deutsch bunu anında tanırdı. Onun Superuser'ı, zekice işin kendisine verilmesini beklemez. İstenmeden yapar, hem de eğlenmek ve insanlara vakit kazandırmak için, çoğu zaman kendini özel bir şey sanmadan. Beni kimse Superuser yapmadı. Kitaptaki insanların çoğu gibi ben kendimi yaptım, ve uzun süre kimse benden bunu istemedi bile.
Kitabın doğru bildikleri
Deutsch işin rahatsız edici ekonomisini iyi görüyor. Superuser'ın değeri gerçek ama görünmez. Faturaya yansıyan bir saate pek dönüşmediği için hafife alınır. Bu insanları normal iş ilanıyla bulamazsın, firmalar çoğu zaman rakibinden ayartmak zorunda kalır, ve klasik yöntemlerle elde de tutamazsın. Superuser'ı para ya da unvan tutmaz. Onun istediği şey yeni problem, özerklik ve öğrenecek yer. Bunu vermezsen gider, hem de genelde bu yeteneği takdir eden bir startup'a.
Bu tezin yürüyen kanıtı benim, hem de rahatsız edici bir kesinlikte. AEC'den bir AI şirketine geçtiğimde sebep, bir firmanın bana yeterince para verememesi değildi. Deutsch'ün tam olarak işaret ettiği şeydi: yeni problem, özerklik, öğrenme. Önsözü yazan Ian Keough kitaptan bir adım daha ileri gidip, bu startup'lara akışın mesleğin kendini yenileme biçimi olabileceğini söylüyor. O satırı kendi çıkış kapımın tarifi gibi okudum.
Özelliklerin altındaki tek ilke
Kitabı asıl zorlamak istediğim yer şu: bu insanlar neden önemli? Deutsch, Superuser'ı uzun bir özellik listesiyle tarif ediyor, hepsi "C" ile başlayan bir dizi sıfat, meraktan computational thinking'e, iletişimden ısrara kadar. Güzel bir portre. Ama liste bir argüman değildir, ve insan bir sıfat torbası değildir.
Dikkatli bakınca o "C"lerden ikisi bütün yükü taşıyor: bağlayıcılar (connectors) ve kapasitörler (capacitors). Superuser, insanları, araçları ve veriyi birbirine bağlayan; bilgiyi biriktirip doğru anda takıma boşaltan kişidir. Kelimeleri kenara atınca geriye bir yetenek yığını kalmıyor. Bir işlev kalıyor: bağ dokusu.
Bu bakış bende, mimarlıkla hiç ilgisi olmayan bir fikirle yerine oturdu: nörobilimci Türker Kılıç'ın bağlantısallık dediği kayma. Basitçe söylüyor: anlamı parçalar, tek tek nöronlar taşımaz; anlamı aralarındaki bağlantı deseni taşır. Bütün, parçalardan doğar, sonra dönüp parçaları düzenler. Bu bir mercek, kanıtlanmış bir teori değil, ve öyle sıkı sıkıya sarılmıyorum. Ama mercek olarak müthiş aydınlatıcı, çünkü yıllardır taşıdığım bir gerilimi çözüyor.
Aidiyet mi, ölçek mi (ve çıkış yolu)
Saha mühendisiyken tek bir projeyi takip edersin. Her gün şeklini değiştirişini izlersin, elinde bebek gibi büyür. Bir mekânın zaman içinde ilerleyişini görürsün, ve en sonunda içinde insanlar yaşamaya başlayınca aranızda bir bağ kurulur; işi bu yüzden derinden tatmin edici bulursun. Her inşaat projesi biriciktir. Aynı proje bile biriciktir, çünkü konumu farklıdır. İşte o biriciklik, onun aurasıdır.
Bilgisayar bilimi tam ters içgüdüdür. Sınıflar, gruplar, soyutlar, çünkü gruplamak ölçeklenmenin ta kendisidir. Çağımız ölçeği ödüllendiriyor: bir kez yaz, yüz yerde çalışsın, sen uyurken bile. Bu çekim gerçek, ama bir bedeli varmış gibi durur. Köklü, biricik binayı yersiz yurtsuz bir soyutlamayla takas edersin, yani aidiyeti erişimle.
Bağlantısallık, bu sahte ikilemden çıkış yolu. Değer hiçbir zaman ne yalnız biricik parçadaydı (tek bina), ne de çıplak tümeldeydi (jenerik sınıf). Değer ilişkilerde. Ölçek için biriciğin aurasını terk etmiyorsun. Auraları birbirine bağlayan dokuyu kuruyorsun. Bir tasarım teknoloğunun yaptığı da tam olarak bu. BIM koordinasyonu modelleri federe eder. Speckle, birbiriyle konuşmayan araçlar arasında veri taşır. IFC, IDS, BCF disiplinleri ortak bir dilde bağlar. Ürün tarafı AI'ı bir alana bağlar. Ben tasarlamıyorum. Tasarımcıların kullandığı araçları kuruyorum. Ne parçayım ne tümel. Köprüyüm.
Aynı desene oturan küçük bir itirafım da var. Deutsch, "ana dalının yanında bir yan dalın olsun" diyor, bir asıl uğraş artı seni diri tutan bir hobi. Bende yok. Bende iki ana dal var: bir yanda BIM, GIS ve otomasyon, öbür yanda strüktürel ve çevresel parametrik tasarım. Bir süre bu, uzmanlaşamamak gibi göründü. Bağlantısallık bunu da yeniden çerçeveledi. Bir ana dal artı bir yan dal tutmuyorum. İki alan tutuyorum ve onları köprülüyorum. Kendi iki yarım arasında kurduğum köprü, herkes için kurduğum köprünün aynısı.
Kitabın eskiyen ve eskimeyen yanı
Superusers 2019'da, büyük dil modelleri "otomasyon" kelimesinin anlamını yeniden yazmadan önce yazıldı. Onun Superuser'ı Dynamo'da script yazıyor. Benimki LLM'lerin yanında çalışıyor. Kitap epilogunda otomasyonun gölgesinden de dertleniyor, kendimizi geçersiz kılma kaygısından. Ben o melankoliyi paylaşmıyorum. Her zaman bağlanacak yeni bir şey, kapatılacak yeni bir dikiş var. Deutsch'ün hissettiği o huzursuzluk bence bir firmanın içinde durup değerin sızıp gitmesini izlemenin belirtisi. Öbür kıyıdan bakınca bu, sadece yenilenme gibi görünüyor.
Karar
Superusers, gerçek ama az anlatılan bir insan sınıfını adlandıran ve onları ciddiye alan o nadir mesleki kitaplardan. Sınırı da yönteminin öbür yüzü. Özellikleri kataloglaya kataloglaya, altlarındaki ilkeye ramak kala duruyor. O ilke bağlantısallık, ve Superuser, yani tasarım teknoloğu, mimarlığın bağ dokusu.
Kitabın kendi teşhisi çareyi de içinde taşıyor. Superuser'ın değeri önce görünmezdir, sonra sonuçlarla istemeye istemeye kanıtlanır, en iyi ihtimalle de sessizce fark edilir. Mesleğin bu değeri senin yerine anlatmasını beklersen, uzun beklersin. O yüzden kendin anlat. Bu inceleme de tam olarak benim onu yapmam.